“Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ile ilgili Anayasa Mahkemesi Kararları

13/5/2020 tarihli ve 31126 sayılı Resmî Gazete’de, Anayasa Mahkemesi’nin “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ile ilgili ilk kez verdiği üç kararı yayımlandı:

Bilindiği üzere “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”, “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” adı verilen nevi şahsına münhasır başkanlık sistemiyle birlikte Türk hukukuna giren yeni bir hukuki düzenleme tipidir.

Bu yeni sistemde, tek başına yürütme organı olarak görev yapan Cumhurbaşkanı, bir nevi yasama yetkisiyle de donatılmıştır. Bu yetkiyi, “Cumhurbaşkanı Kararnamesi” adı verilen düzenlemeleri yaparak kullanmaktadır. Anayasa’nın 104. maddesinin ilgili fıkrası şu şekildedir:

Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.”

Anayasa Mahkemesi, 13 Mayıs 2020 günü Resmi Gazete’de yayımlanan yukarıda bahsettiğimiz üç kararı ile, Cumhurbaşkanı Kararnamesi adı verilen bu yeni tip hukuki düzenleme türü ile ilgili olarak ilk defa hukuki değerlendirmelerde bulunmuş oldu. Bu açıdan bu kararlar önem taşıyor.

Dr. Öğr. Üyesi Taylan Barın, bu kararları incelediği bir yazı yayımladı. Lexpera Blog üzerinde ulaşabilirsiniz.

Yargıtay kararı: Gönderilen mesajdan internet hattı sahibi de sorumludur

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin aşağıda alıntıladığım kararına konu olayda bir kişiye Facebook mesajı yoluyla hakaret ediliyor. Kararı ilginç kılan ayrıntı, bu mesajı göndermediği halde, sırf mesajın gönderildiği sırada kullanılan internet hattına sahip olduğu için hat sahibinin de bu mesaj nedeniyle sorumlu tutulması ve tazminat ödemesine karar verilmesi…

Kanaatime göre olayda internet hattı kullanılan kişinin kusurlu bir eylemi bulunmadığı gibi, bu kişinin kusursuz sorumluluğunu doğuran bir hukuki sebep de yoktur. Bu nedenle karar kanımca sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırıdır.

Dahası, bir Yargıtay kararının gerekçesinde hangi yasal sebeplerle sonuca varıldığının somut ve açık olarak izah edilmesi gerekirken (HMK m. 27, 371), kararın gerekçesinde hiçbir kanuni düzenlemeden söz edilmediğini, hukuki gerekçenin açık ve somut olarak ortaya konulmadığını görmekteyiz.

4. Hukuk Dairesi’nin bu kararı bir yüksek mahkeme kararıdır. Hiç değilse yüksek mahkeme kararlarında hukuki yetkinlik, gerekçede özen ve hukuka saygı aramak biz hukukçuların haklı bir beklentisi değil midir?

Kanımca haksız da olsa sonuçta bu geçerli bir yüksek mahkeme kararıdır ve Türkiye’de yaşayan herkesin bu gibi kararlarla karşılaşma ihtimali her zaman vardır.

Bu karardan kendi payınıza ne gibi dersler çıkarmalısınız?

İnternet hattınızı (kablosuz ağınızın şifresini) başkalarıyla paylaşırken iki kere düşünmelisiniz, zira hattınızı paylaştığınız kişilerin eylemlerinden ve bu kişilerin hiç haberi olmasa bile bu kişilerin cihazlarındaki yazılımların karışabileceği eylemlerden hat sahibi olarak siz de hukuken sorumlu tutulabilirsiniz.

İnternet hattınızı şifresiz kullanmayı ise aklınızdan bile geçirmemelisiniz. Kablosuz ağınıza güvenli bir şifre vermeli, hatta MAC adres sınırlamasıyla hattınızı kullanabilecek cihazları sınırlamalısınız.

Karar metni…

T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E. 2016/16612 K. 2019/1233 T. 6.3.2019
DAVA : Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve … aleyhine 17/01/2012 gününde verilen dilekçeyle haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 02/07/2013 tarihli kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
KARAR : Davacı vekili; müvekkiline ait facebook sayfasına davalılar tarafından sinkaflı sözler içeren mesajlar gönderildiğini, suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının davalılara ait olduğunu, bu hakaret ve küfürler nedeniyle yapılan yargılamada davalıların cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin bu haksız eylem neticesinde kişilik hakkının zedelendiğini belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davalıların davacıyı hiç tanımıyor olmaları, sosyal, fiziki olarak aralarında manevi tazminata konu eylemi işlemelerini gerektirir bir ilişkinin olmaması, davalıların kişiliği, yapmış oldukları meslek her iki davalınında birbirini tanımamaları birlikte değerlendirildiğinde; manevi tazminata konu fiilin davalılar tarafından işlendiği hususunda yeterli kanıya ulaşılmadığı, ceza mahkemesince davalı hakkında verilen HAGB kararının hukuk hakimini bağlamayacağı, diğer davalı hakkında ise verilen kesin hükmün Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleştiği, bu davalı yönünden verilen hükmün de hukuk hakimini bağlamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; kararı davacı temyiz etmiştir.
Dosya kapsamından; davacının facebook sayfasına sinkaflı sözler içeren mesajlar gönderildiği, suça konu mesajların gönderildiği bilgisayarların IP numaralarının davalılara ait olduğu, davacının e-posta ve facebook adreslerine mail ve mesaj atıldığı saatlerde, mailin ve mesajın bırakıldığı mail adresine davalıların internete çıkış yaptıkları IP adresi üzerinden bağlantı yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu mesajların göderilmesinden hat sahibi davalılar sorumludur.
Bu nedenle; gönderilen mesajlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her iki davalının da yazılan mesajlardan sorumlu olduğu kabul edilmeli ve uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir. Bu yön gözetilmeden yanılgılı gerekçe ile davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06/03/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kişisel verileri tarama yazılımlarına ilişkin KVKK ilke kararı üzerine eleştiri ve öneriler…

Kişisel Verileri Koruma Kurulu, geçtiğimiz günlerde önemli bir konuda bir ilke kararı yayımladı. Bu karar, avukatlar, finans kuruluşları, gayrimenkul danışmanlık şirketleri, sigorta şirketleri dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların kullandığı kişisel veri sorgulama yazılımlarına ilişkindi.

Türkiye’de kişilerin birçok kişisel verisini bir veritabanı olarak içeren ve bu veritabanı üzerinde tarama imkanı sağlayan yazılım ve uygulamaların özellikle icra takibi yoğunluklu çalışan birçok avukat, faktöring şirketi, banka ve finans kuruluşu, sigorta şirketleri, emlak danışmanlık şirketleri ve bunların takip işlerini yürüten kişi ve kuruluşlar tarafından öteden beri kullanılageldiği bir sır değildi.

Söz konusu karar ile, bahsi geçen yazılımları kullandığı tespit edilenler hakkında cezai yaptırım ve idari yaptırım süreçlerinin işletileceğine ilişkin bir “ilke kararı” alınmış oldu. Kararın tam metnini bu yazının sonunda bulabilirsiniz.

Öncelikle vurgulamalıyım ki sayılan meslek grupları arasında avukatların yer almasından bir avukat olarak üzüntü ve mahcubiyet duyuyorum.

Alınan bu ilke kararı kağıt üzerinde olumlu bir adım olmakla birlikte, kişisel verilerin korunmasının yalnızca mevzuat çıkarmak veya karar alıp yayımlamak ile sağlanamayacağı açıktır. Bu mevzuat ve kararların anlam kazanabilmesi için etkili denetim ve yaptırım süreçlerinin işletilmesi bir zorunluluktur.

Denetim süreçleri, somut olaylar üzerinden hareket edilerek, mağdurların şikayeti üzerine işletilmelidir. Örneğin, bir kişinin telefonla aranarak kardeşinin borcu için rahatsız edildiğini düşünelim. Bu olayda kardeşinin telefonuna ulaşılması da, o kişinin kardeşinin kim olduğunun öğrenilmesi de kişisel veri hukuku ihlalidir (bu olayda borçlar hukuku ve medeni hukuk anlamında doğan sonuçlardan da söz edilebilir ancak bunlar bu yazımızın konusu değil). Bu telefon araması üzerine hem borçlu kişi, hem de aranan kişi (kardeşi), gerek telefon aramasını gerçekleştirenler, gerekse alacaklı hakkında şikayette bulunabilmelidir. Şikayet usulü olabildiğince kolaylaştırılmalı, delil toplama görevi idari kurumlar arasında işbirliğiyle yürütülmeli, delil toplama külfeti şikayet edenlere yüklenmemelidir.

Bu gibi şikayetler üzerine ihlalde bulunduğundan şüphenilen kişi veya kuruluş üzerinde etkili bir denetim süreci hızla işletilmeli, bu denetimlerin ve yaptırımların istatistikî sonuçları ilan edilerek bu konuda toplumdaki bilinç ve güven güçlendirilmelidir.

Etkili denetim ve yaptırımlarla desteklenmeyen mevzuat ve kararlar fiilen hiçbir somut yarar sağlayamayacaktır.


18 Ekim 2019 tarihli ve 2019/308 sayılı bu ilke kararının metni:

Kişisel Verileri Koruma Kurumuna intikal eden ihbarlar kapsamında avukatlar/hukuk büroları ile finans, gayrimenkul danışmanlık, sigorta vb. sektörlerde faaliyet gösteren bazı kişi ve kuruluşlar tarafından muhtelif yollarla elde edilen veriler üzerinden vatandaşların kimlik ve iletişim bilgileri gibi kişisel verilerinin sorgulanmasına imkân tanıyan yazılım/program/uygulamaların kullanılmakta olduğu tespit edilmiştir. Yapılan değerlendirme sonucunda bu durumun, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun veri sorumlularının veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklerini düzenleyen 12 nci maddesi hükümlerine aykırılık oluşturduğu dikkate alınarak, yaşanabilecek veri güvenliği ihlallerinin önüne geçilmesini teminen;

– Bu mahiyetteki yazılımları/programları/uygulamaları kullandığı tespit edilenler hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında gerekli adli işlemlerin tesisi için konunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 158 inci maddesi hükmü uyarınca ihbaren ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına bildirileceği,

– Kişisel Verileri Koruma Kurulunun görev alanına giren yönüyle de veri sorumluları hakkında 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 18 inci maddesi hükmü çerçevesinde idari işlem tesis edileceği hususlarında kamuoyunun bilgilendirilmesine,

– 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 15 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü uyarınca alınan bu ilke kararının Resmi Gazete ile Kurumun internet sitesinde yayımlanmasına

oybirliği ile karar verilmiştir.

Avukatlardan gelen haksız haciz tehdidi mesajlarına Yargıtay engeli

Avukatlık büroları tarafından borçlulara yapılan icra takiplerinde SMS ve arama yoluyla kişilerin uyarılması yaygın bir uygulama… Ne var ki yasal haklarını kullanarak takibi durdurmuş kişilere bu SMS ve aramalar yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olmayan haciz tehditlerinde bulunulması haksız ve rahatsız edici olabiliyor.

Yargıtay tarafından verilen güncel bir karar, haklarındaki takibi durdurdukları halde bu SMS ve aramalarla huzur ve sükunu bozulanlar için olumlu bir gelişme niteliğinde… Karar uyarınca bu gibi mesajları haksız olarak gönderen avukatların bir “görev suçu” işlediklerinin kabulü ile haklarında “kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu” bakımından cezai işlem yapılmasının önü açılabilecek:

T.C. YARGITAY 18. CEZA DAİRESİ E. 2017/6844 K. 2018/4309 T. 27.3.2018

DAVA : Kişilerin huzur ve sükunu bozma suçundan şüpheliler … haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16/03/2017 tarihli ve 2017/39975 soruşturma, 2017/26064 Sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine dair İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 04/04/2017 tarihli ve 2017/1498 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/10/2017 gün ve 6844 Sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında: “Dosya kapsamına göre, müşteki vekili şikayet dilekçesinde, müşteki hakkında XXXbank A.Ş. tarafından Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2017/3602 esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, müştekinin yasal süresi içinde borca itiraz edip hakkındaki icra takibinin durmasına rağmen … Hukuk Bürosu tarafından “Sn…. XXXbank T.A.Ş’ye olan dosya borcunuza istinaden vermiş olduğunuz taahhüt planına uymadığınızdan ötürü mernis adresinize muhafazalı haciz işlemi yapılacaktır. Bilginize. XXXHUKUK” şeklinde gönderilen mesaj sebebiyle şüpheliler hakkında şikayette bulunulması üzerine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, müştekinin iddiası doğrultusunda, şüpheli/şüphelilerin eylemlerinin görevinden doğan veya görev sırasında işlenmiş bir suç niteliğinde görülerek, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği yada baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlarından dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır.” şeklindeki düzenlemeye istinaden soruşturma izni verilip verilmeyeceğinin takdiri için dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmesi gerektiği nazara alınmadan, atılı suçun unsurunun oluşmadığından bahisle genel hükümler uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu cihetle, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme:

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58/1. maddesinde; “Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır.” Aynı Kanun’un 59. maddesinde ise; “ 58. maddeye göre yapılan soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.

Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenleyerek dosyayı son soruşturmanın açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır.(Ek cümle: 02/05/2001 – 4667/38. md.) Durum avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir” hükümleri yer almaktadır.

İncelenen dosyada;… Hukuk Bürosunda çalışan avukatlar hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçuna dair iddianın, şüpheli yada şüphelilerin avukatlık görevi sırasında olduğu, avukatların görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma ve kovuşturmanın, Adalet Bakanlığı’nın vereceği izin üzerine yürütülmesi gerektiği, şüpheli avukat yada avukatlar hakkında genel hükümler çerçevesinde soruşturma yapılarak, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi hukuka aykırıdır.

Sonuç ve Karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

1-) Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan XXX Hukuk firmasında çalışan yetkililer hakkında, İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 04/04/2017 tarihli ve 2017/1498 değişik iş sayılı kararının, CMK’nın 309 maddesi uyarınca BOZULMASINA,

SONUÇ : 2-) Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin itiraz mercii tarafından mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 27/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

Türk vatandaşlığının yatırım yoluyla kazanılmasının şartları değiştirildi

Bugün (19.09.2018) Resmi Gazete’de yayımlanan 106 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile, Türkiye’de yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı kazanılmasında aranan yatırım miktarlarında değişiklikler yapıldı. Türkiye’de ev, arsa, dükkan ve sair bir taşınmaz almak veya istihdam oluşturmak gibi belirli yollarla yatırım yapan yabancılara Türk vatandaşlığı verilmesinde aranan yatırım miktarlarında önemli oranlarda indirime gidildi.

Buna göre, örneğin, bundan önce Türkiye’den en az 1.000.000 ABD doları tutarında taşınmazı 3 yıl boyunca satmamak kaydıyla satın alan yabancılara vatandaşlık verilebiliyor iken, artık 250.000 ABD doları veya karşılığı TL veya döviz tutarında bir taşınmazı (örneğin evi, daireyi, dükkanı veya arsayı) yine 3 yıl süreyle satmamak şartıyla satın alarak vatandaşlık kazanılabilecek… Taşınmaz satın alımı yoluyla vatandaşlık verilmesinde %75 oranında bir indirimden söz edebiliriz. 3 yıl geçtikten sonra taşınmazın satılmasının ve parasının yurt dışına götürülmesinin önünde bir engel bulunmuyor; kazanılan vatandaşlık bundan etkilenmiyor.

Türkiye’de iş kurarak vatandaşlık kazanma şartlarında da değişiklik yapılarak yatırımcılara vatandaşlık alımında kolaylık sağlandı. Buna göre artık 100 yerine 50 kişilik istihdam oluşturmak suretiyle vatandaşlık kazanmak mümkün olabilecek. İstihdam yoluyla vatandaşlık alımında herhangi bir yatırım miktarı şartının aranmaması, bu yolu diğer seçeneklerden ayıran önemli bir avantaj. Bu yolun bir diğer dikkat çekici özelliği ise herhangi bir süre şartı taşımaması… Diğer yatırım seçeneklerinde 3 yıl veya “sabit sermaye” (muğlak bir kavram) şartı aranırken burada böyle bir şart yok. Yatırımcıların ve düzenleyicilerin bu önemli ayrıntıları göz önünde bulundurmasında yarar var.

İlgili Yönetmelik maddesinin değişikliklerden sonraki güncel hali:

Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, başvuru için gerekli belgeler ve yapılacak işlemler
MADDE 20 – (1) Kanunun 12 nci maddesinde sayılan hallerde yabancı, istisnai olarak Türk vatandaşlığını kazanabilir.
(2) (Ek : 2016/9601 – 12.12.2016 / m.1) Aşağıdaki şartlardan herhangi birini sağlayan yabancı, Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında Cumhurbaşkanı kararı ile Türk vatandaşlığını kazanabilir:
a) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarında sabit sermaye yatırımı gerçekleştirdiği Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca tespit edilen,
b) En az 250.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarında taşınmazı tapu kayıtlarına üç yıl satılmaması şerhi koyulmak şartıyla satın aldığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca tespit edilen,
c) En az 50 kişilik istihdam oluşturduğu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca tespit edilen,
ç) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarında mevduatı üç yıl tutma şartıyla Türkiye’de faaliyet gösteren bankalara yatırdığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca tespit edilen,
d) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarında Devlet borçlanma araçlarını üç yıl tutmak şartıyla satın aldığı Hazine ve Maliye Bakanlığınca tespit edilen.
e) (Ek : 2017/10008 – 13.3.2017 / m.1) En az 500.000 Amerikan Doları veya karşılığı döviz ya da karşılığı Türk Lirası tutarında gayrimenkul yatırım fonu katılma payı veya girişim sermayesi yatırım fonu katılma payı aldığı ve üç yıl süre ile elinde tutma şartıyla satın aldığı Sermaye Piyasası Kurulunca tespit edilen.

Maddenin önceki haliyle yeni hali arasında karşılaştırma:

Türk vatandaşlığının yatırım yoluyla kazanılması hakkında önceki yönetmelik değişikliği 12.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 12.12.2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılmıştı. Yine aynı amaçla yapılan ilk düzenleme ise 6735 sayılı ve 28.7.2016 tarihli Uluslararası İşgücü Kanunu idi; bu yasayla Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda değişiklik yapılmış ve yatırım yoluyla vatandaşlık verilmesinin önü açılmıştı. Kanun, 13 Ağustos 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.

Veri Sorumluları Sicili’ne kayıt zorunluluğuna yeni istisnalar…

6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu, kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmaları zorunluluğunu getirmiş (m. 16/2 c.1), bununla birlikte belirli objektif kriterler gözetilerek Kişisel Verileri Koruma Kurumu tarafından bu zorunluluğa istisnalar getirilebileceği düzenlenmiştir (m. 16/2 c.2).

Bugünkü Resmi Gazete’de yayımlanan üç yeni kurul kararı ile, aşağıda sayılanların da istisna kapsamına alınmasına karar verilmiştir. Böylece aşağıda sayılanlar Veri Sorumluları Sicili’ne kayıt olmak zorunda olmayacaklardır:

  1. Arabulucular (Karar No: 2018/75)
  2. Belirli bir çapın altındaki işletmeler: Yıllık çalışan sayısı 50’den az ve yıllık mali bilanço toplamı 25 milyon TL’den az gerçek veya tüzel kişi veri sorumlularından ana faaliyet konusu özel nitelikli kişisel veri işleme olmayanlar (Karar No: 2018/87)
  3. 4458 sayılı Gümrük Kanunu uyarınca faaliyet gösteren gümrük müşavirleri ve yetkilendirilmiş gümrük müşavirleri (Karar No: 2018/68)

Daha önce 02/04/2018 tarih ve 2018/32 sayılı Karar ile aşağıdaki istisnalar getirilmişti:

  1. Herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla yalnızca otomatik olmayan yollarla kişisel veri işleyenler
  2. 18/01/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren noterler
  3. 04/11/2004 tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa göre kurulmuş derneklerden, 20/02/2008 tarihli ve 5737 sayılı Vakıflar Kanuna göre kurumuş vakıflardan ve 18/10/2012 tarihli 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler
  4. 22/04/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş siyasi partiler
  5. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca faaliyet gösteren avukatlar
  6. 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler
USATurkey