İkinci el alışverişlerde dikkat edilmesi gerekenler…

İnternet ve mobil uygulamalar üzerinden ikinci el ürün satışının yaygınlaşmasıyla bu satışlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların giderek arttığı günümüzde, alıcı veya satıcı tarafın hukuki olarak haklarını ararken başarılı olabilmesi için ikinci el alım ve satımlarda dikkat edilmesi gerekenler nelerdir sorusuna bu yazıda kısaca cevap vermeye çalışacağım.

İkinci el ürünlerde tüketici hakları başlıklı yazım oldukça ilgi gördü ve site ziyaretçilerinden çok sayıda mesaj almama sebep oldu. Bu mesajların çoğunda ikinci el bir ürünü internet üzerinden, “sahibinden.com”, “gittigidiyor”, “letgo” gibi platformlardaki satıcılardan satın alan kişilerin aldıkları ürünlerle ilgili yaşadıkları sorunlar bana danışılıyor. Bu danışanların ne yazık ki hemen hepsi haklı olduklarını kanıtlamak için gerekli delillerden yoksun durumda oluyorlar ve kendilerine yardımcı olmam bu sebeple çoğu zaman mümkün olmuyor. Testi kırılmadan önce önlem almak gerektiğinden internetten ikinci el ürün alışverişi yapacak alıcı ve satıcılara yönelik olarak bu yazımda bazı genel tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

İkinci el bir ürünü satın alırken ve satarken aşağıda saydığım hususlara dikkat etmeniz, ileride hakkınızı aramanız gerektiğinde mağdur olmamanız için büyük önem taşıyor:

  • Ürünün internette bir ilanı varsa bu ilanı kaydediniz.
  • Satıcı ve alıcı arasındaki bütün iletişimin yazılı olarak, e-posta veya iletişim uygulamaları üzerinden yapılmasını veya sözlü olarak konuşulan hususların yazılı olarak da teyit edilmesini sağlayınız ve bu yazışmaları muhafaza ediniz. Alıcıysanız ürünle ilgili bütün sorularınızı bu yazışmalarda açık ve net olarak sorunuz ve satıcıysanız açık ve net cevaplar veriniz.
  • Satışla ilgili olarak alıcı ve satıcı arasında mutlaka kısa ve basit de olsa bir alım satım sözleşmesi düzenleyiniz ve karşılıklı olarak bu sözleşmeyi ad ve soyadınızı el yazınızla yazarak imzalayınız. Bu sözleşmeyi iki kopya olarak düzenleyiniz. Alıcı ve satıcıda birer kopya kalmalı. Sözleşmeyi iyi saklayınız.
  • Sözleşmeyi imzalarken her iki taraf da birbirine kimliğini göstermeli, fotoğraf, kimlik no ve ad ve soyadın doğru olduğunu kontrol etmelidir.
  • Bu sözleşmede şu hususlara mutlaka yer veriniz:
    • Alıcının adı ve soyadı, kimlik numarası, telefonu, e-posta ve posta adresi
    • Satıcının adı ve soyadı, kimlik numarası, telefonu, e-posta ve posta adresi
    • Satılan ürünün markası, modeli, alım satım esnasındaki durumu, satıcının vaadettiği özellikleri
    • Teslim yeri ve tarihi
    • Satış bedeli ve bu bedelin satıcı tarafından ne yolla alındığı, elden alındı ise elden alınmış olduğu, banka kanalıyla ödendiyse banka kanalıyla ödenmiş olduğu hususları
    • Satıcı ürünle ilgili bir taahhüt veya garanti veriyorsa bunun içeriği ve süresi
    • Alıcının teslim sırasında ürünü inceleyerek, çalışır durumda olduğunu görerek teslim aldığı hususu
    • Ürünle ilgili hangi belgelerin teslim sırasında satıcı tarafından alıcıya teslim edildiği, örneğin faturası, servis tutanakları, kullanma kılavuzu vs.
  • Alıcıysanız ürünün satış bedelini ödemeden ve ürünü teslim almadan önce mutlaka ürünü inceleyiniz, kontrol ediniz, çalışır durumda olup olmadığına bakınız. Kontrol etmeden ürünün satış bedelini ödemeyiniz, ürünü teslim almayınız.
  • Alıcıysanız ve ürün size kargo yoluyla teslim ediliyor ise, ürün kutusu, ambalajı zarar görmüş ise ürünü teslim almayınız. Bu hususta alışveriş yaptığınız sitenin/şirketin kurallarını, satıcının bu konudaki şartlarını, üreticinin şartlarını önceden öğreniniz ve buna göre işlem yapınız.
  • Ülkemizde kimi elektronik cihazların garanti kapsamı dışında kalmaması için bu ürünlerin kutusunun yetkili servis tarafından açılmasının gerekebileceğine dikkat ediniz.
  • Alıcıysanız ürünü teslim aldıktan sonra derhal ürünü etraflıca inceleyip muayene ediniz. Eğer bir ayıp, kusur, eksiklik tespit ederseniz hemen bununla ilgili fotoğraf ve gerekirse video kaydı alınız, başka şahitlerle birlikte tutanak tutunuz, en kısa sürede satıcıyla e-posta veya Whatsapp mesajı yoluyla iletişime geçerek durumu bildiriniz ve hakkınızı arayınız. Satıcı eğer size bu konuda yardımcı olmaz ise hukuki yollardan hakkınızı aramak için hiç vakit kaybetmeden bir avukattan yardım alınız. Bu konularda vakit geçirirseniz daha sonra bu kusurların teslimden sonra geçen zaman içinde ortaya çıkmış olabileceğine dair itirazlara karşı haklı olduğunuzu kanıtlamanız zorlaşacağından zaman kaybetmeden bu işlemleri yapmanız çok önemlidir.
  • Şayet satıcı iseniz ve haksız bir taleple karşılaştıysanız elinizdeki sözleşme ile birlikte bir avukata vakit kaybetmeden danışınız.
  • Ülkemizde alıcı ve satıcılar, sözleşme yapılması, kimliğin ibraz edilmesi gibi taleplerle karşılaştıklarında alınganlık gösterebilmektedirler. Şayet alım satım esnasında yukarıdaki tavsiyelere uymak istemeniz durumunda karşı tarafta bir güvensizlik kuşkusu oluşmasını istemiyorsanız, bu hususların sizin hassasiyetinizden öte avukat tavsiyesinden kaynaklandığını belirterek karşı tarafa bu sayfanın adresini vermeniz mümkündür. Böylece karşılıklı olarak hoşnutluk içinde alım satım işlemini yapmanız daha kolay olabilir.
  • Unutmayın, bir alım satım işini hukuki olarak usulüne uygun yapmak, güvensizlik veya işgüzarlık anlamına gelmez. Her iki tarafın da haklarını korumak için bu hususlara dikkat edilmelidir.

Sorunsuz alışverişler dilerim…

Tahkikata geçmeden önce sürelere ilişkin savunmalar hakkında karar verilmesi gerektiğine dair…

Hukuk usulünde, usule uygun olarak ileri sürülmüş hak düşürücü sürelere dayanan itirazlar ve/veya zamanaşımı def’ilerinin tahkikat öncesinde incelenmesi ve şartları var ise davanın reddi gerekir.

HMK m. 142/1’de bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

“Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar.”

Bu açık hükme karşın uygulamada mahkemeler zamanaşımı ve diğer süreler yönünden karar vermeyi erteleyebilmekte, tahkikat aşamasına geçmekte, esasa ilişkin diğer hususlarda yargılama yapmakta ve hüküm aşamasına gelindiğinde zamanaşımı yönünden red kararı verebilmektedirler.

Taraflar yargılamanın esasa ilişkin derinliklerine girilmesi karşısında zamanaşımı savunmalarının kabul edilmediği zannına kapılmakta ve hüküm aşamasında şaşkınlığa uğramaktadırlar.

Mahkemelerin ön inceleme aşamasından sonra karar vermeleri gereken hususlarda karar vermeyi erteleme alışkanlığı, davaların gereksiz yere uzamasına,  zaman kaybına, ulaşım, bilirkişi ücretleri gibi çeşitli lüzumsuz masraflara sebep olmakta, tarafların ve taraf vekillerinin mağduriyetine neden olmaktadır. Bu konuda tarafların ve vekillerinin talep ve ısrarlarının da çoğu zaman görmezden gelinmesi, yargı pratiğimizde nadir görülen bir uygulama değildir.

Bu konuya ilişkin yakın tarihte verilmiş bir Yargıtay kararına 1 konu davada, hariçten yapıldığı ileri sürülen, başka bir deyimle noterde veya tapu müdürlüğünde resmi şekilde yapılmayan bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık yargılama konusu olmuştur. Davacı, sözleşmeye aykırı olarak satıcının taşınmazı üçüncü kişiye satıp devrettiğini ileri sürerek satıcıya yaptığı ödemelerin iadesini talep etmiştir. Davalı sözleşmeyi ve ödemelerin bir kısmını kabul etmediği gibi kabul edilen ödemelerin kiraya ilişkin olduğunu ve ayrıca ödemelerin iadesi talebinin zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi yaptığı yargılamanın sonunda, dosyada resmi şekilde yapılmış geçerli bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi bulunmadığı, tanık beyanlarıyla da bir sözleşmenin varlığının kanıtlanamadığı 2, bunların yanı sıra ödemenin iadesi talebinin zamanaşımına uğradığı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.

Yargıtay, temyizen yaptığı incelemede, zamanaşımı yönünden öncelikle karar verilmesi gerektiğini belirtmiş, zamanaşımı yönünden davanın reddini usul yönünden red sayarak, aşağıdaki ifadelerle hüküm kurmuştur:

Bir davada usul yönünden red sebepleri var ise, davanın usulden reddine karar verilmekle yetinilmesi gerekir. Davanın usulden reddi, işin esasının incelenmesine engel teşkil eder. Davanın hem usulden, hem de esastan reddine karar verilmesi mümkün değildir. Buna rağmen, mahkemece davanın hem zamanaşımı nedeniyle, hem de esastan reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.

Zamanaşımı def’i ve hak düşürücü sürelere ilişkin itirazlar, usul hukukuna değil, maddî hukuka ilişkin savunmalardır. Bu savunmaların kabul edilerek davanın reddi, davanın usulden değil, esastan reddi olarak nitelenmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bu hukukî nitelemesi isabetsizdir.

Ayrıca bu kararın gerekçesinde, ödemenin iadesi talebinin hangi zamanaşımı süresine tabi tutulduğuna ilişkin bir açıklama yapılmamış olması, mahkemenin ödemeyi nasıl bir hukuki vasıflandırmaya tabi tutarak değerlendirme yaptığını öğrenme imkanından tarafları ve bizi mahrum bırakmaktadır. Oysa verilen hükmün gerekçesinin ayrıntılı ve açıklayıcı olması zorunludur. Bu, gereği gibi bir temyiz incelemesi yapılabilmesinin de ön şartıdır.

Öte yandan kararda esasa ilişkin diğer hususlar incelenmeden önce zamanaşımı yönünden inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiğine ilişkin gerekçe isabetlidir.

Yargıçlarımız, HMK m. 30 (usul ekonomisi) ve m. 142 hükümlerini, Yargıtay kararlarını ve doktrinde bu hususta getirilen eleştirileri dikkate alarak zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerle ilgili kararları ön incelemeden hemen sonra vermeli, davaların gereksiz yere uzamasına sebep olmamalıdırlar.

Notes:

  1. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E. 2015/17932 K. 2017/2952 sayılı ve 13.3.2017 tarihli kararı
  2. İlk derece mahkemesi yargılamasında, resmi şekle aykırı bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin varlığının ispatı için tanık dinlenmesi ve bu konuda Yargıtay’ın bir açıklama yapmamış olması da ilginç bir nokta olarak not edilmelidir.

Mevduat nedir, kredi nedir, kredi refinansmanı nedir?

Mevduat nedir?

“Mevduat, gerçek ya da tüzel kişiler tarafından bankalara veya bu konuda yetkili kuruluşlara belli bir faiz getirisi karşılığında, istenildiği zaman veya belli bir vade ya da ihbar süresi sonunda çekmek üzere yatırılan Türk Lirası veya yabancı paralar olarak tanımlanmaktadır. 5411 sayılı Kanun’un 3. maddesinde ise mevduat, yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para şeklinde tanımlanmıştır. Ülkemizde sadece mevduat bankalarının mevduat toplama yetkisi bulunmaktadır. Mevduat, banka kaynakları arasında önemli bir yer tutmakta, banka pasiflerinin büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Bankalar özkaynaklarından ziyade mevduata ve diğer yabancı kaynaklara dayanarak faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla mevduat miktarı, aktif büyüklüğünün yanı sıra banka büyüklüğünü belirleyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.” – Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararı, 25. paragraf.

Kredi nedir?

“Kredi, bir bankanın; gerçek ya da tüzel kişilere yasaları, iç kurallarını ve kendi kaynaklarını göz önünde tutarak belli bir teminat karşılığında ya da teminatsız olarak para, teminat (mektubu) ya da kefalet verme şeklinde tanıdığı imkan ya da limit olarak tanımlanmaktadır. Krediler belli bir başlangıç ve bitiş süresi, başka bir ifadeyle vade içermektedir. Bankalar kredilerden faiz, komisyon ve benzeri gelirler elde etmekte olup söz konusu gelirler bankaların en önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. Bu çerçevede krediler banka büyüklüğünü belirleyen önemli bir unsurdur.” – Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararı, 29. paragraf.

Kredi refinansmanı nedir?

“Kredilere ilişkin önem arz eden bir diğer husus ise kredi  refinansmanıdır. Kredi refinansmanı, genellikle daha uzun vadeli ve yüksek tutarlı krediler olan konut kredilerinde söz konusu olmaktadır. Konut kredisi refinansmanı, bir bankadan alınan konut kredisinin müşterinin talebi üzerine ve genellikle kredinin maliyetini azaltmak amacıyla yeniden yapılandırılmasıdır. Yeniden yapılandırma çoğunlukla faiz oranı düşüşleriyle paralel olarak konut kredisinin faiz oranının ve bu çerçevede maliyetinin azaltılması amacıyla gerçekleştirilmektedir. Ayrıca kredinin vadesinde, teminatında ve ödeme planında da değişikliğe gidilebilmektedir. Bunun yanı sıra, konut kredileri bir başka bankaya transfer edilerek de yeniden yapılandırılabilmektedir.” – Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararı, 33. paragraf.

Not: Bu yazı yazılırken özgür olmayan hiçbir yazılım kullanılmamıştır. İşletim sistemi: debian, tarayıcı: Firefox.

Rekabet Kurulu’nun 12 Banka Karteline İlişkin Kararına Dayalı Tazminat Davaları

Rekabet Kurulu’nun 13-13/198-100 sayılı kararıyla, “kartel” oluşturmak suretiyle faiz oranlarını kendi aralarında anlaşarak belirledikleri, bu ve sair anlaşmalar ve uyumlu eylemlerle rekabet hukukunu ihlal ettikleri iddia edilen, Akbank, Denizbank, FinansBank, HSBC, ING Bank, Türk Ekonomi Bankası, Garanti Bankası, Garanti  Ödeme Sistemleri A.Ş., Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş., Halkbank, İş Bankası, Vakıfbank, Yapı ve Kredi veya Ziraat Bankası‘nın Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerine karar verilmiştir.

Bu karara dayanarak, yukarıda anılan bankalardan birinden, 21 Ağustos 2007 ile 22 Eylül 2011 tarihleri arasında konut kredisi, taşıt kredisi, ihtiyaç kredisi, kredi kartı veya vadeli mevduat hesabı kullananlar için tazminat yolu açılmış bulunuyor. Zararın 3 katına kadar tazminat alma ihtimali söz konusu. Tazminatın alınması için zamanaşımı geçmeden dava açmak gerekiyor.

Hangi banka ve şirketler bu kapsamda?

  • Akbank
  • Denizbank
  • FinansBank
  • HSBC
  • ING Bank
  • Türk Ekonomi Bankası (TEB)
  • Garanti Bankası
  • Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.
  • Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş.
  • Halkbank
  • İş Bankası
  • Vakıfbank
  • Yapı ve Kredi
  • Ziraat Bankası

Hangi tarih aralığı kapsam dahilinde?

21 Ağustos 2007 ile 22 Eylül 2011 tarihleri arasında konut kredisi, taşıt kredisi, ihtiyaç kredisi, kredi kartı, vadeli mevduat hesabı kullananlar için tazminat yolu açıldı.

Hangi tür krediler kapsam dahilinde?

  • Konut kredisi,
  • Taşıt kredisi,
  • İhtiyaç kredisi,
  • Kredi kartı,
  • Vadeli mevduat hesabı

kullananlar için tazminat yolu açıldı.

Ne kadar tazminat alınabilir?

Kullandığınız kredi için fazla faiz ödediğiniz veya vadeli mevduatınıza olması gerekenden daha düşük faiz aldığınız yargılama sırasında tespit edilirse, uğradığınız zararın 3 katına kadar tazminat alma ihtimaliniz bulunuyor.

Örneğin konut kredilerinde kartel üyelerinin faiz oranlarını arttırdıkları Rekabet Kurulu kararında tespit edilmiştir. Kararın ilgili bir bölümünde şu ifadeler bulunmaktadır:

Adı  geçen  bankaların  ilan  edilen  konut  kredisi  faiz  oranları  incelendiğinde  tamamının […] konut kredisi faiz oranlarında artış yaptığı görülmektedir. Bu çerçevede, GARANTİ 12 baz puan (%0,12), AKBANK 10-15 baz puan (%0,10-0,15), İŞ BANKASI  15  baz  puan  (%0,15),  YKB  15  baz  puan  (%0,15)  ve FİNANSBANK  da  8-15 (%0,08-0,15) baz puan aralığında artış gerçekleştirmiştir.

Yine örnek olarak, bir konut kredisi kullandıysanız burada aktarılan baz puanlar kadar faizi fazla ödediğiniz tespit edilebilir ve ödediğiniz faizin 3 katına kadar tazminat alma ihtimalinizden söz edilebilir.

Tazminat alma ihtimalim ne kadar?

Rekabet Kurulu’nun söz konusu kararı, Danıştay’ın 2015/4605 sayılı kararı ve 2015/4614 sayılı kararı ile hukuki denetimden geçmiş ve hukuka uygun bulunmuştur.

Bu sebeple, hukukta hiçbir yargılamanın sonucu kesin olmamakla beraber, şartları var ise tazminat alma olasılığınızın yüksek olduğu söylenebilir.

Tazminatın yasal dayanağı var mı?

Evet.

Tazminat talebiniz 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m. 57 ve m. 58’e dayalı olarak ileri sürülebilir.

Dava için zamanaşımı ne kadar?

Sözleşmeye dayalı alacaklarda zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bankalar bunun daha kısa olduğu savunmasını yapacaklardır. Mahkemeler bu savunmalara itibar etmemelidir. Eğer yukarıda bahsedilen kapsamda iseniz hiç vakit geçirmeden bir avukat danışmanlığında dava açmayı değerlendirmenizi öneririm.

Davayı kendim açabilir miyim?

Davayı kendiniz de açabilirsiniz ancak yapacağınız küçük bir hata veya ihmal büyük hak kayıplarına mal olabileceğinden bir avukat vasıtasıyla davayı açmanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Motosiklet satış ve devir işlemlerinde MTV şartı?

Noterden bugün aldığım bilgiye göre, motosikletin satış ve devir işlemlerinde aracın motorlu taşıtlar vergilerinin (MTV) ödenmiş olması zorunlu. Bununla birlikte MTV’nin ilgili taksidinin ödeneceği ayın ilk gününden önce yapılan devirlerde o taksidin ödenmesi gerekmiyor.

Örneğin 1 Haziran 2017’de devir yapılacak ise, 2017 yılının 1. MTV taksidinin ödenmiş olması zorunlu iken 2. MTV taksidinin ödenmiş olması zorunlu değil. Oysa satış 1 Temmuz günü veya daha sonra yapılmış olsa idi 2. taksidin de ödenmiş olması gerekecekti.

İlgililerin bilgisine…

Islak imzanın ispat gücü sorgulanmalı…

signascript.jpgGünümüzde bir insan elinin ürünüymüş gibi ıslak imza atabilen makineleri satın almak mümkün olmasına rağmen hukuk düzenimizde ıslak imza hala mutlak bir ispat vasıtası olarak kabul görüyor.

Bir kişinin ıslak imzasını böyle bir makine yoluyla kağıt üzerine basarak o kişinin borçlu olduğuna yönelik haksız iddialarınızı kanıtlama imkanına sahip oluyorsunuz.

Aynı yöntemle kişinin mahkeme önünde suçlu bulunmasına yol açabilecek deliller de üretebiliyorsunuz.

Gerek hukuk usulü gerekse ceza usulünde ıslak imza ile ilgili teknolojik gelişmeleri dikkate alan yeni yasal düzenlemeler yapılmasının ve ıslak imzanın yerini tutabilecek güvenilir ve pratik çareler düşünülmesinin çok acil bir ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Bu konuya kayıtsız kalınmasını hayretle karşılıyorum.

Kimler işveren vekili sayılır?

İşe iade davalarını açmak için aranan şartlardan birisi de, davacının işveren vekili statüsünde olmamasıdır. Peki eski çalıştığı işyerinde yetkili pozisyonda olan her çalışan işveren vekili midir? İşveren vekili olarak kimler sayılabilir?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre işletmenin bütünü yönetip işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan kişiler işveren vekili sayılıp iş güvencesinden yararlanamayacaktır.

Yerleşik Yargıtay kararlarına göre iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, iş yerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2009/41 Esas – 2010/38580 Karar sayılı, 17.02.2010 tarihli ilamında iş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

“…4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri her şeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır. Ancak belirtelim ki, iş yerinde genel müdür veya genel müdür yardımcısı unvanının kullanılması tek başına iş güvencesi kapsamı dışında bulunma sonucunu doğurmaz. Önemli olan, kendisine temsil yetkisi verilip verilmediği ve işletmenin bütününü yönetip yönetmediğidir; bu hususta görev tanımı ve konumuna bakmak gerekir. İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18’nci madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır, işyerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18. maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir. Ancak işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden, ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (26.05.2008 gün ve 2007/35929 Esas, 2008/12484 Karar sayılı ilamımız). Dosya içeriğine göre somut uyuşmazlıkta davacının, davalı şirketin müdürü olarak şirketi her konuda münferiden temsil ve ilzam etmek üzere yetkili olduğu ticaret sicil kayıtlarından anlaşılmaktadır. Ticaret sicil kayıtlarındaki bu tescil karşısında davalı şirket ile davacı arasında düzenlenecek sözleşme ile bu yetkinin bölünmesi üçüncü kişileri bağlamayacağından davacının işveren vekili sayılması gerekir. Bu nedenle iş güvencesi kapsamı dışında kaldığı anlaşıldığından, davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır…”

Continue reading →

Perakende sektöründe prim ve bedel talebine sınırlama

6586 sayılı Perakende Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan, ve 06.08.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelik, perakende sektörünü ilgilendiren önemli düzenlemeler içeriyor. Prim ve bedel sınırlaması bu yeni düzenlemeler arasında özellikle önem taşıyor.

Yönetmelik uyarınca, büyük mağaza ve zincir mağazalar ile bayi işletme ve özel yetkili işletmeler tarafından üretici veya tedarikçilerden alınabilecek prim ve bedellere ilişkin önemli sınırlamalar getirildi.

Yönetmelik, bu prim ve bedelleri konu bakımından ve taraflar arasındaki sözleşmenin unsurları bakımından sınırlıyor:

1. Konu bakımından sınırlama:

Yönetmeliğin 4. maddesi uyarınca prim veya bedel, ancak ürün talebini doğrudan etkileyen tanıtım ve konumlandırma gibi hizmetlerin karşılığında alınabilir.

Yönetmelik, aktivite primi ile reklam, dergi, anons, raf tahsisi, gondol ve kasa önü bedeli gibi bedel ve primleri bu kapsamda örnek olarak sayıyor.

Yönetmelik, ürün bedelini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim veya bedel alınmasını 4/2. maddede geniş bir dille ve açıkça yasaklıyor ve bunu sonraki maddelerde yaptırıma tabi tutuyor.

 2. Sözleşmenin unsurları bakımından sınırlama:

Her şeyden önce, prim ve bedel konusunda taraflar arasında bir sözleşme yapılmış olması zorunlu. Taraflar arasında sözleşme olmadan kesilen faturalar ve yapılan ödemeler, yönetmeliğin ihlalini oluşturabilir.

Taraflar arasındaki sözleşmede bu hususun düzenlenmesinin de belirli şartları var:

Sözleşmede;

(1) Prim ve bedelin türü ve oranı ile

(2) Prim ve bedele konu hizmetin süre ve/veya sayısı belirtilmeli ve

(3) bu hizmet gerçekten verilmeli.

Tedarikçi, üretici ve perakendeciler, söz konusu Yönetmelik ve yasanını getirdiği yeni ilke ve kurallara dikkat ederek faaliyetlerini sürdürmeliler, aksi takdirde idari/hukuki yaptırım ve zararlara uğrayabilirler.

Yönetmeliğin ilgili maddesini aktararak yazıyı sonlandırıyorum:

Prim ve bedel talebi

MADDE 4 – (1) Büyük mağaza ve zincir mağazalar ile bayi işletme ve özel yetkili işletmeler, üretici veya tedarikçiyle yaptıkları sözleşmede prim ve bedelin türü ve oranı ile verecekleri hizmetin süre ve/veya sayısını belirtmek ve bu süre ve/veya sayıda hizmet vermek koşuluyla, ürün talebini doğrudan etkileyen tanıtım ve konumlandırma gibi hizmetleri nedeniyle üretici veya tedarikçiden aktivite primi ile reklam, dergi, anons, raf tahsisi, gondol ve kasa önü bedeli gibi prim ve bedel talep edebilir.

(2) Birinci fıkrada sayılan perakende işletmeler üretici veya tedarikçiden, mağaza veya şube açılışı ve tadilat, ciro açığı, banka ve kredi kartı katılım bedeli gibi adlar altında, ürün talebini doğrudan etkilemeyen herhangi bir prim ya da bedel talep edemez.

(3) Prim ya da bedel talebine konu ürünün perakende işletmenin palet, sepet, stant ve diğer teşhir ünitelerinde satışa sunulması halinde, raf tahsisi hizmetinin verildiği kabul edilir.

 

 

USATurkey